İlk Suikastçı: Hasan Sabbah

Öncelikle Hasan Sabbah’ı bu denli önemli konuma getiren yüzlerce yıl sonra dahi bizlere konuşturan, bana bu yazıyı yazdıran, bana da sizlere de okutan onlarca sebep vardır. Örneğin; peygamberlik iddiaları, askerlerine cenneti vaat etmesi, müritlerini uyuşturucuyla ve beyin yıkama teknikleriyle manipüle etmesi, inanılmaz suikast örnekleri… Ancak Hasan Sabbah hala konuşuluyorsa bunun en büyük sebebi, o tarihten sonra artık sultanların kendini güvende hissetmemesini sağlayan, savaş başlatmadan savaş kazanan zekâsıydı.

Nizari-İsmaili Devleti ve yüzyıllardır nice efsaneler ile günümüze taşınan Haşhaşi Tarikatı’nın kurucusu olan tam adı ‘Hasan bin Ali bin Muhammed bin Cafer bin Hüseyin bin Sabbah el-Hamari’ olan ünlü zat kimdir bir bakalım.

Hasan Sabbah ve Sıradan Bir Hayat

Tüm kaynaklarda (çeşitli varyasyonlar olsa bile) 1046-47(438) veya 1053-54(445) yıllarında On İki İmam Şiiliği’nin önemli bir merkezi olan Kum kentinde doğduğu rivayet edilir. Hasan Sabbah, hayatını anlattığı Sergüzeşt-i Seyyidina adlı eserinde; Himyeri Kralığı’nın soyundan geldiğini ve babasının Yemen’den Kufe’ye oradan da Kum şehrine göç ettiğini belirtmektedir. Babası Ali bin Muhammed On İki İmam Şiiliği’nin önemli isimlerinden birisiydi ve oğlu Hasan’ın hem felsefe hem de din konusunda iyi eğitim almasını sağladı. Aslında oldukça normal seyreden bu hayat nasıl değişti?

Hasan Sabbah hakkında nice efsaneler türedi, nice komplo teorileri üretildi. Bazılarının gerçeklik payı yüksekken bazıları gerçekten masal gibi kalmakta… Ancak bu konuyu araştırmadan küçük detaylara bakmadan bu konuya denk geldiğimizde doğrudur diyebileceğimiz birçok olay bulunmaktadır.

Örneğin; Hasan Sabbâh’ın, Selçuklu Veziri Nizâmülmülk ile Ömer Hayyâm‘ın arkadaşı olduğu düşünülür. Birlikte Muvaffak-Lidînillâh en-Nîsâbûrî‘nin derslerine devam ettikleri hatta aralarından kim daha önce ikbal ve servete ulaşırsa onun diğerlerine yardım edeceğine dair yeminleştiklerine dair rivayetler mevcuttur.

Bu rivayetlere göre; Nizâmülmülk’ün vezir olunca Hasan Sabbâh’a valilik teklif etmiştir. Ancak onun merkezden uzaklaşmamak için sarayda bir görev istediği, bu isteği kabul edilince Nizâmülmülk’ün görevine göz diktiği söylenir. Bunu farkeden Nizâmülmülk’ün onu Sultan Melikşah’ın gözünden düşürüp saraydan uzaklaştırdığı ve Hasan Sabbâh’ın Mısır’a kaçtığı da rivayet edilmektedir. Bu hikâye, Reşîdüddin Fazlullah-ı Hemedânî (Dönemin ünlü tarihçisi) tarafından da kabul edilmekte ancak 408’de doğan Nizâmülmülk’ün 438 veya 445’te doğan Hasan Sabbâh ile birlikte aynı hocanın öğrencisi olması oldukça uzak bir ihtimaldir.

Bir Hayatın Değişme Hikayesi

Hasan Sabbah 17 yaşına girdiğinde hayatını değiştirecek olay yaşandı ve eğitimi için gönderildiği şehirde İsmâilî daîlerinin faaliyet merkezi olan Rey’de Emir Zarrab ile tanıştı. O anı Hasan Sabbah şu şeklide dile getirmiştir:

Tartışmalarımız sonucu inandığım her şeyi çürüttü ve yok etti sonra düşündüm de gerçek iman bu olmalı.

hasan sabbah

Emire Zarrâb ve İbn Attaş sayesinde İsmâilîlik ile tanışıp, Fatımî davasını üstlendi ancak bir süre sonra grup içerisinde çıkan iç çatışmalardan dolayı üst sınıfla arasının bozulması üzerine Frenklerden bir grupla bir gemiye bindirildi. Kuzey Afrika’ya sürgüne gönderilen Hasan Sabbah, yolda gemi batma tehlikesi geçirdi ve kendisini kurtaranlar tarafından Suriye’ye götürüldü. Oradan Halep, Bağdatve Huzistan’dan geçen Hasan Sabbah, İsfahan’a döndü.

Derviş elbisesi giyerek dokuz yıl boyunca Yezd, Kirman, Huzistan, Damgan gibi İran’ın çeşitli bölgelerini dolaşarak Nizâri adına propagandasını yürüttü. Daha sonra İslam inancının zayıf olduğu ve asi kavimlerin yaşadığı dağlık bölgeler olan Deylem, Gilan ve Mazenderan gibi bölgelerde üç yıl propaganda yaptı. Yaptığı eylemler fark edilince Selçuklu veziri NizâmülMülk tarafından takip altına alındı ve onun için kaçış dönemi başladı. İşte Hasan Sabbah’ın hayatının bu kısmında adı Hasan Sabbah olmadan anılmayan Alamut Kalesi’nin hikayesi başladı.

Alamut Kalesi

  Bu kale hazar denizin güney tarafında İran’ın Kazvin şehri sınırlarındadır. Kelime anlamı ‘Kartal Yuvası’ olan bu kale 2000 metre yükseklikte bulunan kayalıklarda yer alıyordu. Bu nedenle kalenın kuşatılması ve ele geçirilmesi neredeyse imkansızdı, yani Hasan Sabbah için ev ancak burası olabilirdi. Bu kale çok daha eskiden yaşamış bir kral tarafından yaptırılmıştı. Efsaneye göre kral, kartalını salmış ve kartal bu sarp kayalıklara konmuştur, kralın talimatı üzerine bu kayalıklara Alamut Kalesi inşa edilmiştir.

Alamut Kalesi’nin Günümüzde bulunduğu durum

Hasan Sabbah’ın bu kaleyi kan dökmeden alması da ayrı bir yazıya sahip olmalıdır ancak kısaca bahsedersek: Bölgeye birkaç müridini göndererek önce halkı örgütlemiş ve kalenin başında olan Alevi Mehti adındaki hükümdarı halkın baskılarıyla kaleden kaçmaya zorlamıştır. 4 Eylül 1090 günü Hasan Sabbah da kaleye gelmiş ve resmi olarak Haşhaşi tarikatını kurulmuştur. Kendisine merkez de kuran Hasan Sabbah bu tarihten itibaren Büyük Selçuklu Devleti ve Abbasiler ile mücadeleye başlamıştır.

Stratejileri ve Casuslarıyla Korkutan Hasan Sabbah

Hasan Sabbah’ın gelişiminden ve güç kazanmasından rahatsız olan Büyük Selçuklu Devleti, Vezir Nizâmülmülk komutasında bir orduyla Alamut Kalesi’ni 4 ay boyunca kuşatma altında tutmasına rağmen ele geçiremedi. Bu 4 ayın sonunda Alamut Kalesi’nden iki atlı çıktı ancak atların nalları ters olduğundan izleri gören Selçuklu askerleri kaleye gizlice girildiğini sandılar. Dışarıda bir tehlike olmadığı düşünüldüğünden bu olaydan kimseye bahsedilmedi ve çıkan iki atlı, Selçuklu askerlerinin arasına çoktan kaynamıştı. O sırada Nizâmülmülk hamamdan çıkmış, bir mahfede yemek yiyordur ve iki askerden biri gördüğü haksızlıktan dolayı tazallüm ve şikâyet etmek için müracaat eden bir insan sıfatı ile sofrasına yakınlaşarak yanında bulunan zehirli bıçağı ile NizamülMülk’e vurmuş, onu katletmiştir.

Bu olayın ardından kuşatma kaldırılmış ve Melikşah’ın da ölümünden sonra Selçuklu Devleti zayıflamıştır. Başa yeni gelen Sultan Sencer ilk iş olarak Hasan Sabbah’ın peşine kelle avcılarını takmış ancak ertesi sabah Sultan baş ucunda ucuna bir not tutturulmuş taşa saplı bir hançer bulmuştur. Notta yazan ise;

‘Ben istemez miyim ki bu hançer sert taşa değil de Sultanın yumuşak göğsüne saplansın.’

hasan sabbah

Bu olaydan sonra Sultan Sencer Hasan Sabbah’la bir daha uğraşmamış ve kelle avcılarını geri çekmiştir. O güne kadar görülmemiş bir savaş taktiği uygulayan Hasab Sabbah, kaleye girdiği andan itibaren 34 yıl boyunca buradan hiç dışarı çıkmadı. Ancak bu esnada fedailerini yetiştirmeye devam etti. Bu fedailer ile birçok suikast gerçekleştirip sarayından her biri kitap olacak olaylara imza attı.  

En Önemli Birim Fedailer

Propagandanın en korkunç ve ses getiren birimi fedailer, 12-20 yaşlarında, kendilerini kurban etmeye adamış, intihar eğilimli gençlerdi. Eğitimleri ile ilgili kesin bilgiye ulaşılamamakla birlikte, kanlı silahları, “hançeri” kurbanının göğsüne ne zaman ve nerede yerleştireceklerini çok iyi bilirlerdi. Suikast düzenleyecekleri kişilerin yanında seyis, öğrenci, hizmetçi, rahip, tüccar gibi kılıklarla gizli görev alır, aylarca hatta yıllarca bekleyip, vakti geldiğinde ise suikastı gerçekleştirirlerdi.

Fedailer suikast sırasında hedefleri dışında başka kimseyi yaralamamaya özen gösterirlerdi. Genellikle kaçmaya teşebbüs etmeyip, kurbanın korumaları tarafından yakalanarak öldürülmeyi seçerlerdi. Zaten birçok muhafız tarafından korunan askerî ve sivil yönetici vezir, emir, imam gibi insanları öldürdükleri için sağ kurtulma şansları son derece düşüktü. Ayrıca kalabalıklar arasında cesaretli bir şekilde ölerek, kendilerine hayran kitlesi oluştururlardı.

Öldürmek kadar ölmek de onlar için önemliydi. Böylece hem davaları daha çok ses getirecek hem de onlara hayran olan halkın Hasan Sabbah’a olan taraftarlığı artacaktı. Bu nedenle Alamut Kalesi’nde suikastlar kahramanca bir eylem olarak yüceltilmekteydi, bu görevleri üstlenen adanmış gençlere cesaret ve bağlılıklarından dolayı övgüler düzülür, adları ve başardıkları görevlerin listesi Alamut Kalesi’nde başköşeye asılır, şenlikler düzenlenirdi.

Hasan Sabbah, 1124 yılında 34 yıl boyunca çıkmadığı Alamut Kalesi’nde hayata gözlerini yumdu. Kendisinden sonra da bu düzenin devam etmesini isteyen Hasan Sabbah, ölmeden önce yerine güvendiği bir kişiyi tayin etti ve kale uzun yıllar faaliyetlerine devam etti.

Kalenin Havaya Uçuşu

Bundan çok uzun yıllar sonra ise kaleyi fethetmeye gelen Hülagu Han, kalenin bir türlü kuşatılamadığını biliyordu. Bunun için o da Hasan Sabbah gibi o döneme kadar görülmemiş bir savaş stratejisi yaptı.

Kalenin altına tüneller kazdıran Hülagu Han bu tünelleri petrol varilleri ile doldurttu ve kaleyi tamamen havaya uçurdu. Arda kalan, kanıtlanamayan teorileri saymazsak Haşhaşilik bu strateji ile son buldu.

Hasan Sabbah ile ilgili günümüze birçok belge kalmıştır ancak en çok bilineni ne yazık ki en yanlış olanı gezgin Marco Polo’nun anılarıdır. Marco Polo kitabında Hasan Sabbah’ın kalesini sanki orayı görmüş gibi çok detaylı anlatmış (Moğollar tarafından yıkılmasından 17 yıl sonra bölgeye gitmiştir) ve bu ortama cennet bahçeleri gibi birçok gerçek olmayan faktör eklemiştir.

Total
0
Shares
Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Önceki

Evrensel Ahlak Yasası Derken Neyi Kastediyoruz?

Sonraki

Burdur Gölü Ölüyor: Gölün Kaderi Sizin Elinizde!